peliküle dokunmak adlı sergimin yazıları

Arabalar adlı sergi yazım. 
Çocukluğuma dair anılarıma baktığımda arabaların benim için çok şey ifade ettiğini ve anılarımda çok büyük yer kapladığını biliyorum, babamın arabasını, amcamın motorunu gizlice kullandığım zamanları düşünüyorum o anahtarı ele geçirmek için kuzenlerimle kurduğumuz planları arabaya binerken duyduğumuz heyecan şimdilerde bana küçük çocuksu bir gülümseme hediye ediyor.  Arabaya duyduğum meraklılık dönemi hayatımda gerçekten uzun bir dönemi kapsıyor.
İnsanların ulaşım ihtiyacını karşılamak amaçlı başlayan hikaye hatta bir dönemde ne işe yarar ki diye baktıkları bu icadın (buhar gücüyle kullanılan makinelerin 1770 yılında Cugnot tarafından tekerlekli arabalara uygulanmasıyla otomobilin icadına ilk adım atılmıştı) daha sonraları insan hayatına sızıp bir vazgeçilmez olacağını kimse düşünemezdi sanırım. Sadece ulaşım ihtiyacını karşılamak amacıyla devam eden bu macerada sonraki yıllarda insanlar için ihtişamıyla gücün, gösterişin simgesi haline gelecek ve sınırsız tasarımlar eşliğinde sürekli gelişen bu teknoloji harikaları insan hayatının vazgeçilmez bir parçası olarak serüvenine devam edecektir.
        1891 yılında Fransız Rene Levassor bilinen ilk klasik tip arabayı icat etmiştir. Sonunda insan hayatına hız kazandıracak bir icat yapılmıştır. Artık amaç daha güçlü motor ve gösterişli arabalar üretmekti. Birinci Dünya Savaşı, büyük buhran diye adlandırılan dönem ve İkinci Dünya Savaşına kadarki inişli çıkışlı dünya ekonomisi bile arabaların gelişme serüvenine engel olamamıştı. Bu dönemlerde arabalar görünüm ve kullanım olarak büyük gelişme sağlamış, değişim doruk noktasına ulaşmıştır. O dönemlerde üretilen arabalar günümüz de hala konuşulur ve ne kadar ihtişamlı göründüklerini insanların hayallerini nasıl süslediğini kulaktan kulağa o hikâyeleri dinleriz. Önceleri tek siyah renk olarak üretilen arabalar önce çeşitli renklere bürünmüş,1960’lı yıllarda ise artık gücün simgesi haline gelen büyük arabalar üretilmeye başlamıştır. İşte o dönemdeki arabaların hızlı değişimi bir araba meraklısı olarak beni çok etkilemişti. Ben de o dönemin arabalarını günümüze taşımak ve meraklılarına küçük bir hatırlatma yapmak istedim. Hayalim; benim gibi geçmişe damgasını vuran arabalara ilgisi olanları ve bu arabalarla ilgili anıları büyük bir hazla dinleyenleri o günlere götürmek, küçük bir gülümsemeye sebep olmaktı. Bunu rölyefle harmanlayıp tuvalle bütünleştirmek sizlerin beğenisine sunmak istedim.
                                                                                              Filiz EFE YILDIRIM


Peliküle dokunmak

Sinema; toplumsalın görsel hiyeroglifini gerçekleştirirken yaşadıklarımızı görsel işaretlere çevirerek seyirci olarak kendimize tutulan aynayla karşılaşmamızı sağlar. Göstergebilimle ilişki kurduğun da, anlaşılabilirliği ile incelenebilen bir dili de kendiliğinden yaratmaktadır.
Tarih de görsellik daima insanların ilgisini çekmiştir. Bazin’e göre; dış dünyanın benzerini yaratmayı istemek ruh bilimsel bir istek, perspektif ile bu istek daha da iyi gerçekleşiyor. Nesneler uzam a, doğal algımıza benzer bir biçimde yerleşmeye başlıyor ve gerçeklik her yaratımın sonunda kendi anlatım sınırını yaratıyor.
 Bu yaratım sürecinde insan,   önce resimler yapmış taşlara, ayinler, savaşlar resmedilmiş... Kimi zaman da iletişim kurmak amacıyla kullanmış resimleri. Sonra tuvallere taşınmış resim sanatı, gücü, gösterişi simgelemiş insanlık tarihini bugünlere taşımış. Fotoğraf makinesi icat edilmiş...
 Fotoğraf makinesini icat eden ve geliştirenler; o bir karenin akan görüntü, ses ve efekt ile muhteşem bir şölene dönüşebileceğini düşünmüşler midir acaba?
 Yirminci yüzyılda yalnızlaşan insanın kendini anlamaya çalışmasında kılavuzluk etmiştir sinema.
Her bireyin yaşamı hayalleri, yaşamındaki olaylara bakış açısı farklıdır. Bir filmi seyrederken herkes kendini ya kahramanın yerine koyar ya da kendi yaşamından izler, tatlar bulur, kısaca kendi görüşüyle yorumlar ya da kendi hayatıyla kıyaslar. Bazen güler, bazen ağlar, korkar, heyecanlanır, kimi zaman öğrenir, kınar, kimi zaman da acır. Kendimizi karelerin içinde farklı dünyalarda farz ederiz izlerken hissettiğimiz duygu ne ise bazı sahnelerde o duygu doruğa ulaşır ve o sahne hafızamıza kazınır, o sahneden hatırlarız filmi, film müziğini duyduğumuzda o sahne canlanır gözümüzde. Bu sergi de zihnimde yer edinmiş, vazgeçemediğim bazı filmleri, boyutlandırarak küçük bir hatırlatma yapmak, akılda kalan o sahneleri canlı tutmak ve bu duyguyu sabitlemek istedim.
                                                                                                                  Filiz EFE YILDIRIM 



                                        PELİKÜLE DOKUNMAK SERGİSİ HAKKINDA
Hayata ve sanata bakışında net bir paralellik gördüğüm, yaşamını sanatıyla, sanatını yaşamıyla bütünleştirmiş sanatı anlayan, üreten, üretirken karşılaştığı hiç bir zorluktan yılmayan ve  '' yirminci yüzyılda yalnızlaşan insanın, kendini anlamaya çalışmasında kılavuzluk etmiştir sinema ''   diyebilen bir değer Filiz Yıldırım. Peliküle dokunmak çalışmaları bu cümle üzerine kuruludur. Öyleyse pelikül nedir?
Pelikül; 
Film çekimlerinde kullanılan bantların üzerindeki gümüş toz, yani çekimin saniyede yirmi dört   kare atmasına sebep olup kaliteli bir film izlememizde yarar sağlayan araç. 
Yan anlamıyla;  Film
PELİKÜLE DOKUNMAK ise filme dokunmak anlamına geliyor.
Filmlerin artık insan hayatından vazgeçilmez birer unsur olarak var olduğunu  söyleyebiliriz ki bu kadar içimize işlemişken. Çünkü onlar duygunun kendisidir. Duyguyu algılamak anlamak başka duygunun kendisi olmak başkadır film izlerken duygunun kendisi olursunuz.

Filiz yıldırım ise '' Bir filmi seyrederken, herkes kendini ya kahramanın yerine koyar ya da kendi yaşamından izler tatlar bulur. Kısaca kendi görüşüyle yorumlar ya da kendi hayatıyla kıyaslar''  diyor. 
Bu bağlamda mutlak ki hepimizin peliküle dokunmuşluğu vardır...   

Çocukluktan beri ilgi duyduğu arabaların  modelajlarını yaparken, aslında onların birer ulaşım aracı olmasının dışında arabaların endüstriyel tasarım alanındaki ilk gelişimlerini ve bu gelişimin toplumlardaki değişim  sürecini ele alıyordu.
''  Önceleri tek siyah renk olarak üretilen arabalar çeşitli renklere bürünmüş daha sonraları ise gücün simgesi haline gelen büyük arabalar üretilmeye başlanmıştır''  diyerek ürettiği çalışmalarında bu gelişim sürecinden izler göreceksiniz. 
                                                                      Ressam Ercan TALAY



Yorumlar